Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

DEĞERLİ YALNIZLIKTAN DEĞERLİ DEPRESYONA

DEĞERLİ YALNIZLIKTAN DEĞERLİ DEPRESYONA

DEĞERLİ YALNIZLIKTAN DEĞERLİ DEPRESYONA


Bazı insanlar sosyal medyada, ne anlama geldiğini bile tam düşünmeden “kalabalık yalnızlıktansa kaliteli bir yalnızlık” diye paylaşımlar yapıyor. Buna karşılık psikolog Beyhan Budak da buna çok güzel bir cevap vererek; “Kaliteli yalnızlıktan, kaliteli bir depresyon doğar” demiş. Bu söz, meselenin özünü oldukça net anlatmakta.


İnsan, hangi konumda olursa olsun yalnız yaşayamaz. En güçlü, en zengin, en başarılı insan bile bir gün sevincini paylaşacak, bir gün derdini anlatacak birine ihtiyaç duyar. Çünkü insan sadece bireysel bir varlık değil, aynı zamanda sosyal bir varlıktır. Toplum içinde var olur, ilişkilerle anlam kazanır. İki gün ortadan kaybolduğunda seni arayan kimse yoksa, o hayatın ne kadar kaliteli olduğu ciddi şekilde sorgulanır.


Yalnız kalmak elbette her zaman olumsuz değildir. İnsan zaman zaman kendisiyle baş başa kalmaya, düşünmeye, dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bu tür bir yalnızlık, kişinin kendini tanımasına ve kendi iç dünyasında güçlenmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu durum, uzun süreli bir yalnızlığa dönüştüğünde başka bir şey ortaya çıkar. Tercih edilen yalnızlık, zamanla alışkanlığa ve alışkanlık ise fark edilmeden bir toplumsal kopuşa neden olur. Yani artık yalnızsın ve fark edilmezsin! Yoksa kaliteli yalnızlık bu mu?


Oysa


Sosyolojik açıdan bakarsak; insanın en temel ihtiyaçlarından biri de bir yere olan aidiyet duygusudur. Aile, akraba, arkadaş çevresi insanı ve kimliğini şekillendirir, ona güven ve anlam kazandırır. Modern hayatın ve dijital dünyanın hızında insanlar kalabalıklar içinde yalnızlaşırken, gerçek bağların değeri daha da artar. Sosyal medya üzerinden kurulan bağlantılar değil, gerçek fiziki temaslar insanı ayakta tutar. 


Enerjik olmanın, hayata bağlı kalmanın sırrı sadece spor yapmak ya da kendine bakmak değildir. İnsanın esas gücü kurduğu ilişkilerden gelen güçtür. İnsanlara zaman ayırırsan, onları ararsan, yanlarında olursan onlar da senin yanında olur. Bu karşılıklı bağ, insana huzur verir, güç verir ve hayata tutunmasını sağlar. Hayatın içinde olmak; bir dostla oturmak, bir akrabanın kapısını çalmak, bir telefonla nasılsın? demek küçük gibi görünür ama insanı ayakta tutan asıl bu değerlerdir. Çünkü insan, paylaştıkça hafifler, paylaştıkça çoğalır.


Seni arayan, seni soran insanlar varsa, gerçekten sen de varsındır. Toplum içinde yer edinmek, görünür olmak ve değer görmek insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarındandır. Ama bu kendiliğinden olmaz. İnsanlara değer vermeden, onların hayatına dokunmadan yalnızım demenin bir anlamı yoktur. Sosyal bağ emek ister, ilgi ister, zaman ister. Verdiğin kadar karşılık bulursun. Kız kardeşimi genç yaşta kaybettiğimizde bunu en derinden yaşamıştık. O zor günlerde yanımızda olan insanlar, bizim acıyı paylaşarak hafifletmişti. Bu, sadece bir teselli değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın en güçlü örneğidir. İnsan, en ağır yükleri bile birlikte taşır.


Bugün yalnızlık çoğu zaman bir tercih gibi sunulmakta. Oysa çoğu zaman bu, modern hayatın getirdiği bir kopuştur. Bireyselleşme arttıkça, ilişkiler zayıfladıkça insanlar daha çok yalnızlaşmakta, bu yalnızlık da zamanla bir boşluğa dönüşür. Bu yüzden sosyal medyadaki yalnızlık övgülerine aldanmamak gerekir. İnsan, insanla iyileşir; insan, insanla güçlenir. Ne olursan ol, hangi seviyede olursan ol dostlara, arkadaşlara, akrabalara ihtiyacın vardır. Çünkü yalnızlık çoğu zaman huzur değil, sessiz bir yapayalnızlık verir, sessiz bir çöküş verir.