Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

EKECİK KÜRTLERİ

EKECİK KÜRTLERİ

Ekecik'i önemli kılan yalnızca Kürt bir aşiretin burada yaşamış olması değildir. Asıl dikkat çekici olan, aynı topluluğun ve aynı hafızanın yaklaşık beş yüzyıl boyunca aynı coğrafyada izlenebilmesidir. Orta Anadolu'nun birçok bölgesinde Kürt tarihi 18. ve 19. yüzyıl kayıtlarıyla görünür hâle gelirken, Ekecik Dağı'nın eteklerinde bu süreklilik en az 16. yüzyıla kadar takip edilebilmektedir.

EKECİK KÜRTLERİ

Orta Anadolu'nun En Eski Sürekli Kürt Yerleşimlerinden Biri mi?

Bu nedenle mesele "Ekecik Kürtleri en eski Kürtlerdir" demek değildir; mesele, Ekecik'in Orta Anadolu'da belgelerle izlenebilen en eski ve en uzun süreli Kürt yerleşimlerinden birini temsil ediyor olabileceğini göstermektir.

 

Hazırlayanlar: Uskê Cîmîk – Ömer Yüce

 

Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi çoğu zaman 18. ve 19. yüzyıldaki göçler ve iskân politikalarıyla açıklanır. Özellikle Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Yunak hattındaki Kürt yerleşimlerinin büyük bölümünün bu dönemlerde oluştuğu konusunda araştırmacılar büyük ölçüde hemfikirdir. Ancak Tuz Gölü'nün güneyinde, Aksaray–Ekecik–Ortaköy hattından gelen arşiv belgeleri, yer adları, sözlü hafıza ve aşiret kayıtları bizi daha eski bir tarih ile karşı karşıya bırakıyor.

Osmanlı belgelerinde "Ekrâd" olarak anılan Ekecik aşireti, yüzyıllardır aynı coğrafyada korunan Reşî ve Eyyûbî hafızası, Kürtçe yer adları ve yerleşim sürekliliğiyle, Orta Anadolu Kürt tarihinin yeniden düşünülmesini gerektiren güçlü sorular ortaya koyuyor.

...

Aksaray ile Kapadokya arasında yükselen 2133 metrelik Ekecik Dağı, yalnızca bir coğrafi yükselti değildir. Osmanlı arşivlerinde "Cebel-i Ekecik", "Cebel-i Eke" ve bir aşiret adı olarak "Ekecik", "Ekeli" ve "Eke" biçimlerinde geçen bu isim, yüzyıllar boyunca aynı bölgede yaşayan bir Kürt topluluğuna işaret etmektedir. Daha da önemlisi, arşiv belgeleri bu topluluğu sürekli olarak "Kürd" veya "Ekrâd" şeklinde tanımlamaktadır.

Bu durum tek başına bile önemlidir. Çünkü Orta Anadolu Kürtlerinin büyük kısmı için elimizde daha geç tarihli kayıtlar bulunurken, Ekecik coğrafyası bizi 16. yüzyılın başlarına kadar götürmektedir. Dahası, bu aşiret Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine kadar yine aynı bölgede görülmeye devam etmektedir.

Burada "sürekli yerleşim" derken kast edilen şey, aynı topluluğun veya onun devamı kabul edilen toplulukların yaklaşık beş yüz yıl boyunca aynı coğrafyada arşivler, nüfus kayıtları, yer adları ve sözlü hafıza içinde izlenebilmesidir.

XVI. yüzyıl üzerine yapılan çalışmalar, Aksaray ve çevresinin "yarı göçebe cemaatlere yurt olduğunu" ve bölgede hayvancılığın uzun süre önemini koruduğunu belirtmektedir. Yine aynı çalışmalar, Hasan Dağı ve Ekecik Dağı eteklerinde yeni köylerin ortaya çıktığını ve kırsal yerleşimin genişlediğini göstermektedir.

Ekecik çevresindeki hafıza katmanları bu sürekliliği daha da ilginç hâle getiriyor.

Bugün bile bölgede yaşayan insanlar bir kaleye "Qela Eyyûbî" demektedir. Bir yaylanın adı "Ware Şadîyan" olarak bilinmektedir. Yakın bir köyün eski adı ise "Kaniya Reşiyan", yani "Reşîlerin Pınarı"dır. Ekecik Dağı'nın eteklerindeki "Ava Çırrıkê" ise yüzyıllardır kullanılan bir su kaynağının Kürtçe adını bugüne kadar taşımaktadır.

Yer adları bazen arşivlerden daha uzun yaşar. Ekecik'in taşları arasında yalnızca aşiretlerin değil, dervişlerin de izleri vardır. Halkın Şêx Yunûsê Megrî diye andığı ve bazı anlatılarda Yunus Emre ile ilişkilendirilen bu hafıza, Ekecik'in yalnızca bir dağ değil, yüzyıllardır yaşayan bir kültür ve maneviyat coğrafyası olduğunu hatırlatır.

Bir halkın hafızası, devlet kayıtlarından önce ve bazen onlardan daha güçlü biçimde coğrafyanın üzerinde yaşamaya devam eder. Qela Eyyûbî, Ware Şadîyan, Ware Reşiyan ve Kaniya Reşiyan gibi isimlerin aynı coğrafyada yan yana bulunması tesadüf olarak açıklanamaz.

Üstelik bu hafıza yalnızca sözlü anlatılardan ibaret değildir.

1772 tarihli bir Osmanlı belgesi, Ekecik çevresindeki bazı köylerin zeamet gelirlerinin bir sipahiye tevcih edildiğini göstermektedir. Bu kayıt, bölgede yerleşik, üretim yapan ve vergi veren bir nüfusun varlığına işaret eder.

Ekecik'teki Kürtler yalnızca göçebe çadır toplulukları değildi; köyleri, üretimleri ve idari kayıtları olan yerleşik bir topluluktu.

Yine 1777 tarihli bir başka belge, Aksaray'ın Ekecik Dağı ile Hasan Dağı arasındaki geniş ve yoğun nüfuslu bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir.

Daha da önemlisi, 1837 tarihli ilk nüfus sayımında Ekecik aşiretinin yaşadığı Ahmetli, Alayuntlu, Borucu, Çat, Ekecik, Güve, Hüsrev, Karaköy, Koymaz, Kumağıl, Salman, Saraycık ve Yağdı gibi köylerin büyük kısmı yeniden karşımıza çıkmaktadır. Bu köylerin önemli bir bölümü bugün de yaşamaya devam etmektedir.

Belgeler, coğrafya ve hafıza adeta birbirleriyle konuşmaktadır.

Bütün bunlar birlikte okunduğunda önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:

Acaba Ekecik Kürtleri, Orta Anadolu'daki en eski sürekli Kürt yerleşimlerinden birini mi temsil ediyor?

Bugün elimizdeki veriler bu soruya kesin bir cevap vermeye yetmiyor. Ancak bu soruyu sormamıza fazlasıyla izin veriyor.

Çünkü Ekecik'te;

• 16. yüzyıla uzanan Ekrâd kayıtları,
• yüzyıllar boyunca aynı bölgede görülen aşiret sürekliliği,
• Kürtçe yer adları,
• Reşî ve Eyyûbî hafızası,
• arkeolojik bulgular ve eski yerleşim izleri,
• Roma ve Bizans katmanları üzerine oturan canlı bir insan coğrafyası,

aynı noktada birleşmektedir.

Belki de Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi tek bir göç ve iskân hikâyesinden ibaret değildir.

Belki de Tuz Gölü'nün öte tarafında, Ekecik Dağı'nın eteklerinde, çok daha eski bir Kürt hikâyesi bizi bekliyordur.

Kaynaklar

      Doğan Yörük, XVI. Yüzyılda Aksaray Sancağı (1500–1584).

      Doğan Yörük, "XVI. Yüzyıl Aksaray Kırsalında Şenlendirici Olarak Dervişlerin Kurduğu Köyler".

      III. Mustafa hükmü, 1772 (Ekecik çevresindeki zeamet gelirleri).

      Aksaray–Ekecik–Hasan Dağı belgesi, 1777.

      1837 tarihli nüfus defterleri ve Ekecik köy kayıtları.

      Birnebûn Dergisi