ŞADYA'NIN HİKAYESİ...
*Sevmek bir yaşam biçimidir *
Bu annemin hikayesidir...Yıllar evvel Ağrı'dan Konya'nın buğday kokan, harman umuduyla ekilen incowun bereketli toprağına gelen Esmer yüzlü coğrafyanın emekçi kadını....Bu Şadya'nın hikayesidir
Eşiyle ve bir oğluyla birlikte toprak damlı bir evde yaşıyordu Şadya...İkinci çocuğuna gebe ve karnı burnunda olan genç kadın o gece yağmurlu bir havada sancısı tutmuş ve doğurmak üzereydi...
16 mart sabahı büyük sancılar ve çığlıklar eşliğinde esmer ve yeni doğan bir çocuğa göre gürbüz bir erkek çocuk dünyaya gelmişti.1988 yılı ve 16 mart....
Halepçe katliamı olduğu gün!!!.Elma kokusu ile yayılan bir kıyamet kopmuş binlerce Kürt;kadın, çocuk yaşlı demeden yere yığılıp can vermişti...Böyle bir günün sabahında Şadya bir erkek çocuk dünyaya getirmişti....Büyük Dayısı Hüdeyda ona adaletli olsun diye ,bu adaletsiz coğrafyada çocuğun kulağına bu ismi ezan ile okudu: Ve çocuğun ismi Ömer oldu.Terazi hassas bir vicdandır diye....Adaletli olsun diye....
*Umut etmek bir yaşam biçimidir *
Ve aradan 2 yil geçti .Halepçe katliamının yildönumünde doğduğu icin; doğum gününde kutlama yapılmazdı Ömer'in...Ki esmer yüzlü çocuklar doğum günü kutlamazdı....İste o Karagünde doğan Ömer sağlıklı,tombul,güleç yüzlü bir çocuktu..Annesinin Reşe Reşe Çawréşe diye havaya atıp tuttuğu o kara kuzusuydu
Veeee Her güzel hikayenin mutlaka bir sonu vardı . Hani sanki o kara bulutlar kapıda bekliyormuş gibi ansızın Şadya'nın hayatına giriverdi. O sağlıklı, güleç yüzlü çocuk gitmiş, yerine büyük bir hastalığın pençesine düşmüş ,sıska ve biçare bir çocuk gelmişti.Annesinin üstüne titrediği yavrusu gün geçtikçe eriyordu..Tüm aile ve akrabalar seferber olmuş çocuğu hastaneye yatırmışlardı.Şadya için hastahane koridorları artık uzun bir cehennem yolu olmuş ve rutubetli küçük bir oda ona zindan olmuştu..Ömer cok ağlıyordu hatta o kadar ağlıyordu ki sesi Tüm hastanede yankılanıyor ve ona bakan hemşireler doktorlar bile artık bu sese ve acıya alışmıştı.Ama Şadya için bu çığlıklar ,acı çekmeler ciğerinin yerinden sökülmesi gibiydi.40 gün boyunca Şadya ufak bir sandalyede oturup Yavrusunun başında beklerken günde 3 saat uyku Bile uyuyamıyordu.Hemşireler aralarında bu sabi çocuk ölse de annesi de kurtulsa diye konuşuyorlardı.Ki bu ses Şadya'nin kulağına gitmiş ve kadıncağız hıçkıra hıçkıra ağlamıştı...Şadya üstünü başını bile değişmeden belki 2 hafta o üstündeki eski elbiselerle hastanenin rutubetli odasında yaşamaya çalışırken kocası inşaattan gelip hastaneye ve anneye para bırakıp yeniden işe gidiyordu...Hayat zordu ve Parmak çocuk Ömer annesinin gözleri önünde eriyordu....Çığlıklar.. acılar ve gözyaşı....Şadya için sonun başlangıcıydı
*Dua etmek bir yaşam biçimidir *
Günler günleri kovalıyor Şadya,yaşayan bir ölüye bakar gibi bakıyordu yavrusuna. Köyde ise çocuğun artık yoğun bakımdan sağ çıkamayacağı aşikar diye;komşular akrabalar aralarında eğer çocuk ölürse defin ve hazırlık için planlama bile yapıyordu.Umut yoktu ve parmak çocuk Ömer ölüme hazırmış gibi artık ağlamayı da kesmişti.Doktor kontrol sonrası anneye o cümleyi kurşun gibi sapladı
"Yani öyle büyük mucize beklemeyin herşeye hazırlıklı olun" dedi ve yanindaki asistanla birlikte çıktı odadan
Ne kadar basit söylemişti..Bir annenin çocuğunu Kefene sarıp çukura koyması bu kadar basit miydi...Hıçkırıklar icinde ağlarken o gün ziyaretine gelen büyük abisi İhsan omu teselli etmeye çalışıyordu. Elini bacısının omuzuna koyup sarsarak onu kendine getirmeye çalıştı:
"Asla isyan etme Şadya! Sakın ha sakın Umudunu kaybetme...Eğer bu çocuk hâla nefes aliyorsa umut var demektir.. Ve sakın Unutma:
Sabretmek boyun eğmek değildir!"
Çaresiz kadın bu cümleyi kendi icinde belki de yirmi kez tekrar etti:
'Sabretmek boyun eğmek değildir...!'
'Sabretmek boyun eğmek değildir...
Sabretmek.....
Sabır ve sebat....Boyun eğmek...
İşte o gece karar vermişti Şadya.
20 gündür üstünden çıkarmadığı elbisesini değiştirdi abdestini aldı sonra Çocuğun hemen dibinde diz çöküp ellerini havaya kaldırdı.Kimseye elpence divan durmayan onurlu kadın ancak ve ancak onun önünde diz çöküp yalvarırdı: Yaradana....
Şadya o gece duadan sonra kararını vermişti:
Eski bir geleneğe göre adak için yemin etmişti.Ciğerparesi,yavrusu, reşe reşé cawreşe diye sevdiği esmer çocuğu olur da derman bulup hastaneden çıkarsa; o gün oruç tutup beş ayrı yerden ekmek su alıp ve orucunu yarım avuç toprak ile açıp adağını yerine getireceğine and içti. Adağı artık namusuydu, şerefiydi.
Peki ismail'i adak veren İbrahim mi büyüktü yoksa oğlu için Asla vazgeçmeyen onun yolunda adak verip bir avuç toprak ile iftar açmaya niyet eden Şadya mı büyüktü bilinmez...Sahi fedakarlık neydi...Bağlılık neydi...Sevgi ve empati neydi...
*Sabretmek bir yaşam biçimidir*
O zifiri karanlik gecenin ardından iki hafta gece,iki hafta sabah geçmisti. Zaman su oldu aktı. Ölüm ise sus olup kesildi ve pes edip yolunu değiştirdi.Esmer çocuk Ömer iyileşmeye ve hatta ilk defa gülmeye başlamıştı.Taziye ve defin için hazırlıkları konuşan herkes hem şaşırmış hem de O kadina hayran kalmıştı.
Hastaneden taburcu olacağı gün Şadya orucunu tutmuş akşam iftarını annesi Aliye sultanın getirdiği yarım avuç toprakla açmış ve beş ayrı yerden getirdiği ekmek ve su ile niyetini tamamlamıştı.
Sabahın ilk ışıkları eşiğinde Şadya aylarca kaldığı hastaneden kucağında oğlu ile boynu dik ve zafer kazanmış yorgun bir komutan edasıyla çıkıyordu . Şadya...esmer coğrafyanın o savaşçı kadını...çünkü Şadya o gün şafak vakti her zaman olduğu gibi güneşten önce doğdu..Ve evine doğru yola çıkıyordu...
Şadya bunları Ömer'e doğum gününde anlatmıştı.Dedi ki ona;
"Bu bizim hikayemiz Çiya...Bu benim hikayem...Ben söyledim sen yaz!
Ben yaşadım sen yaz! Ben ağladım sen yaz..Ve unutma Çiya Sabretmek boyun eğmek değildir...Bunu bir derviş söylemişti zamanında
Evet Sabretmek boyun eğmek değildir!!!
Ve Ömer o gün oturup annesinin hikayesini yazdı. Onurlu ve güçlü bir kadının hikayesini yazdı...hakkını ödeyebilir miydi bilinmez ama şunu biliyordu:
Şadyalar asla ölmez...Ve ölmeyecek
Çünkü anne olmak bir devrim biçimidir
Ömer Çiya Devran