Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

Kültür ve Sanat

Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER) temsilcilerinden Mustafa Karaman

Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER) temsilcilerinden Mustafa Karaman


ANKARA - Süreç kapsamında anadilde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini belirten ANKA-DER temsilcilerinden Mustafa Karaman, "Mücadeleden vazgeçmemeliyiz" dedi.

 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yürütülen tartışmaların başlıklarından biri de Kürtçenin statüsü. Kürtçenin eğitim dili olarak güvence altına alınması ve anadilde eğitim hakkının hayata geçirilmesi yönünde adım atılması bekleniyor.  

 

 

 

Anka Dil Kültür Sanat Derneği (ANKA-DER) temsilcilerinden Mustafa Karaman, anadilde eğitim hakkında ilişkin konuştu.

 

KÜRT DİLİNİN TARİHSEL YÖNÜ 

 

Kürt dilinin zengin ve derin bir dil olduğunu belirten Karaman, Kürt dilinin tarih boyunca bu topraklarda varlığını sürdürdüğünü belirtti. Kahraman, "Bu dil, bin yıllar boyunca bu topraklarda varlığını sürdürüp gelişmiştir. Kesintisiz bir sürekliliğe sahip olan bu dil; Gutiler, Hurriler, Kassitler, Hititler ve Medler gibi halklar, bu kutsal dili kullanarak büyük medeniyetler inşa etmelerine olanak tanımıştır. Başta Zend-Avesta olmak üzere pek çok önemli eser bu dilde kaleme alınmıştır. Kürt dilinin bu döneminde Baba Tahir Uryan, Ehmedê Xanî ve Fatîma Lûriya gibi şahsiyetlerin eserlerine uzanan serüvenini incelediğimizde, işinin ehli ustalarca yoğrulmuş, muazzam bir derinliğe ve öneme sahip bir edebi gelenekle karşılaşırız" dedi. 

 

ASİMİLASYON POLİTİKALARI

 

Kürtçenin zengin mirasının tarih boyunca çeşitli asimilasyonlara maruz kaldığını hatırlatan Karaman,   "Asimilasyon süreci, 1925 yılında İsmet İnönü'nün 'Türk Ocakları'nda yaptığı ve katı bir Türk ulusal kimliğinin dayatılması kararının alındığı konuşmanın ardından başladı. Talimat açıktı; Türk, Kürt veya başka dilsel kökenlerden gelen hiç kimse, kendisini Türk dışında bir kimlikle tanımlamayacak ya da Türkçeden başka bir dil konuşmayacaktı. Bu politika 1925'ten itibaren sistematik bir şekilde uygulandı.  Latin alfabesi kabul edildi ve Türkçe, tanınan tek dil haline getirildi. Bu zihniyet günümüzde de varlığını sürdürmektedir. 1940 ile 1970 yılları arasında yoğun bir asimilasyon yaşandı. Ancak Kürt halkı, gençler ve eğitimli kesim de dahil olmak üzere bu dönemde bir uyanış yaşadı ve özgürlük mücadelesini başlattı. Söz konusu mücadele bugün de devam etmektedir" ifadelerini kullandı. 

 

İKİ TÜR ASİMİLASYON SÜRECİ 

 

Asimilasyonun hem Kürtlerin varlığının inkar edilmesi hem de farklı politikalarla yürütüldüğünü ifade eden Karaman,  asimilasyon sürecinin iki biçimde gerçekleştiğini söyledi.  Karaman, "Bunlardan biri doğal asimilasyon, diğeri ise siyasi politikalarla yürütülen zorunlu asimilasyondur.  Bu durum, siyasi boyunduruk altına alma politikasıyla yürütülmektedir. Doğal olarak bu süreç ekonomik ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı düzeylerde işler; bu, yalnızca siyasi boyunduruk yoluyla gerçekleşen bir asimilasyon biçimi olmadığı gibi, temel tehlike de bu değildir. Asıl tehlike, bizzat siyasi boyunduruk altına alma olgusunun kendisindedir. Nihayetinde bu süreç, bir halkın niteliğini değiştirir; zira asimilasyon, özünde bir halkın zaman içinde dönüşüme uğratılmasıdır" şeklinde konuştu. 

 

KÜRTÇE İÇİN MÜCADELE KARARLILIĞI

 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde barış adına atılan adımların olumlu olduğunu ancak yeterli olmadığının altını çizen Karaman, gelinen aşamada anadil sorununun çözümüne dair somut bir adımın atılmadığını belirtti. Karaman, "Dil adına hiçbir şey yapılmadı.  Yasal düzenlemeler tek başına her şeyi çözemez; barış yönündeki girişim olumlu bir adım olsa da, tek başına yetersizdir. Anadilimize ilişkin mücadelemizi ve çabalarımızı güçlendirmeli, aktif bir şekilde direniş göstermeliyiz. Henüz resmi statü kazanmamış olsa bile, Kürt dili uğruna verilen mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Varlığınız, direnişe ve mücadelenin sürdürülmesine bağlıdır; bunlar olmadan, ne kadar çabalarsanız çabalayın, varlığınızı yitirirsiniz" diye değerlendirdi. 

 

DİL KURUMLARININ GÖREVLERİ 

 

Sivil toplum kuruluşlarına ve dil kurumlarına büyük görev düştüğünü belirten Karaman, temel hedeflerinin Kürt çocuklarının eğitim hayatları boyunca anadillerinde eğitim görmelerini sağlamak olduğunu ifade etti. Karaman, "Bu hususta tetikte olmalı, aktif bir mücadele ve çaba içinde bulunmalıyız. Yürütülen çalışma, tıpkı bir atölye faaliyeti gibidir; tek seferlik veya durağan bir iş değildir. Aksine bu çalışma, belirli talepler ve mevcut kaynaklar doğrultusunda ilerler. Temel hedefimiz, Kürt çocuklarının okul öncesinden eğitimlerinin son aşamasına kadar anadillerinde eğitim görmeleridir. Ne de olsa dilin özgürlüğü ile vatanın özgürlüğü birbirinden kopmaz bağdır" dedi. 

 

DİL MESELESİNİN HAYATİ ÖNEMİ

 

Her dilin özgürce, herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan kullanılabilmesi gerektiğini de belirten Karaman, şöyle devam etti: “Kürt dilinin özgür olmasını istiyoruz. Üstelik sadece Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür ve kısıtlamalardan uzak olmasını arzuluyoruz.  Kürtçenin değil, halk tarafından konuşulan her dilin özgür ve kısıtlamalardan uzak olmasını arzuluyoruz. Okullar burada hayati bir rol oynamaktadır; zira yaklaşık sekiz milyon Kürt çocuk ve genci buralarda eğitim görmektedir. Demokrasi ve barışı arzuluyor olsak da, dil meselesi hayati önemini korumaktadır. Özgürlük anı yaklaştıkça, bu özlem giderek daha da güçlenmektedir."