Gün gelir, bu anlayışınızdan pişman olacaksınız.
Anlamaya çalışıyorum, anlamlandırmaya çalışıyorum. Boşu doluya, doluyu boşa aktarıyorum; tutmuyor heyran, tutmuyor!
Dört bir yanımız sinsice sizi yok etmeye çalışanlarla çevriliyken, yeter olsun; biz birbirimizi yıpratmayalım.
Kabul edemediğim şey şu: Kürtlerin içinde; aydını, yazarı, siyasetçisi, sinemacısı, sanatçısı... Onca hengâmenin içinden sıyrılıp bir şeyleri başarmışlar, neden bu insanları aşağı çekmeye çalışıyoruz? Neden birbirimize karşı bu denli tahammülsüzüz?
Mağdur edilmiş bir ulusun çocuklarıyız. İnsan sormadan edemiyor: İçimizden biri başarıya ulaştığında neden onu destekleyip başarısını kendi başarımız olarak göremiyoruz?
Zihninde demlenen fikri kalemiyle öteye taşımak her kişinin işi değildir. Kendi milletinin yararına zihninde ördüğü sözcükleri kalemine dökerek veriye, tarihe, hafızaya nakşetmek herkesin harcı mı sanılıyor?
Zihninde ürettiği kelamı kalemine aktaranı ötelemeyin. Kelamı kaleme anlatmanın manasını fehm edemiyorsanız, Nietzsche'nin dediği gibi, gölge etme başka İhsan istemez
Siyaset, halkı felaha ulaştırmanın mekanizmalarından biridir. Doğru siyaset yapanları ötelemeyin. Sinema ile uğraşanları, onları daha ileriye taşıyacak şekilde eleştirin ki yaralarımızı ve kültürümüzü dünyaya aktarabilsinler; kötülükle değil. İş insanlarını da destekleyin ki ürettikleri gücü kendi halkına verebilsinler.
Mücadele eden insanın neyi göze aldığını, ne bedeller ödediğini bilmeden onu yargılamak, olsa olsa vicdansızlık değilse kötü niyettir.
Mücadele, bir yer kapayım, köşeyi döneyim meselesi değil. Mücadele, “Hayatım altüst olsa da ben onurlu yaşayacağım” diye yola çıkmaktır.
Ama işte, siz bu yolda dimdik yürüdükçe hazımsızlar da boş durmaz. Kendi korkaklıklarını, kendi eksikliklerini gördükçe çamur atarlar; “İzi kalsın” derler. Bin tane yalan, bin tane iftira...
Ben bunu biraz da kendi hayatımdan biliyorum.
2018'de içimde bir heves, bir heyecanla home ofis olarak iş yerimi açacaktım. Evi tuttum, her şey tamam. Ertesi gün “Bismillah” diyecektik. Sabahın altısında kapı zili çaldı. Karşımda TEM... Ve dört buçuk ay tutsaklık.
Pes etmek yok. Toparlandım, “Devam” dedim. Ve sonra yine telefonun ucunda Perihan Hanım: “Siz teröristmişsiniz, derhal evimi boşaltın!”
Neye göre, kime göre teröristim? Nuh dedi, peygamber demedi.
Evden çıkmak, home ofis olduğu için aynı zamanda iş yerimden de çıkmak demekti. Sonra emlakçı birkaç gün içinde ev buldu. Ankaralı olmamız bizi “terörist” olmaktan kurtarmıştı (!)Eve bakmak için Yanımda leçek takan teyze kızım, “Ben gelmeyeyim, Kürt olduğumuzu anlarlar, evi vermezler” dedi. Haklıydı.
Makineleri, kumaşları bir odaya yığdım. “Siz şimdilik durun” dedim.
Derken hiç aklımda yokken Alanya Damlataş'ta küçük, iki katlı Otantik adında bir kafe açtım. “Kervan yolda düzülür” dedim. Tam iş rayına oturuyor, “Oh” diyecektim ki pandemi geldi çattı. Kafeyi bir yıldan fazla kapalı tutmak zorunda kaldım.
Bu gözaltı ve tutukluluk sürecini oğlumla birlikte yaşamıştık. Ben dört buçuk ay sonra tahliye oldum, oğlum üç yıl zindanda kaldı. Pandemi bitiminde oğlum imdadıma yetişti ancak büyük bir sorun vardı: Oğlumun bacağında platin vardı ve neredeyse yürüyemiyordu. Ameliyat olması gerekiyordu.
Ameliyat oldu ve daha tam iyileşmemişti. Bir sabah iş yerine güne başlamanın hazırlıklarını yapıyordum ki oğlum aradı: “Anne, polisler evde.” Eve gitmişler, beni bulamayınca kargocu kılığında kafeye geldiler. Yine alındım.
Her defasında kurmak istediğim iş bir şekilde bozuluyordu. Ben bu çarkın içinde direnirken birilerinin, “Perihan Yoğurtçu Alanya'nın merkezinde iş sahibi olmuşsa mutlaka bir yerlerden destekleniyordur” söylemleri kulağıma geliyordu.
Çünkü Perihan Yoğurtçu her düşüşünde gelen darbelere aldırış etmiyor, yeniden ayağa kalkıyordu. Bu da birilerini rahatsız ediyordu ki kirli zihinlerinde ürettikleri sözleri yaymaya çalışıyorlardı.
Dışarıdan bakanlar sadece kafeyi görüyorlardı. O kafenin içinde nasıl bir mücadele verdiğimizden habersizlerdi tabii. Yaşadıklarımızı görmek istemiyorlar, sadece kafeyi görüyorlardı. Üstelik bu sözler en çok da yurt dışına gidenlerindi. İki yıl önce o kafeyi devretmek zorunda kaldım.
Bunu diyenler bir kadının kendi başına, kendi ayakları üzerinde durmasını hazmedemeyenlerin sözüydü.
Benim nazarımda haksızlığa karşı pes etmeden mücadele etmek insani ve aynı zamanda İslam'ın da ilkesidir. İnsanın onuruna yaraşır bir yaşam için verilen en güzel mücadeledir.
Düzen hiç şaşmaz :Kötüler kötülükte örgütlenirler, ve Kötülüklerini eksiksiz yerine getirirler.
Biz Kürdler Feleğin çemberinden geçiyoruz, ama kendi içimizdeki çembere takılıp kalıyoruz.
Elin yanlışına karşı muhalefet insana güç katar, fakat kendinden olanla didişmek insanın hem şevkini hem kalbini kırar.
Söyleyin Allah aşkına, neden bu kadar hoyratça davranılıyor?
Yapmayın, etmeyin. Kendinizden olana sahip çıkın. “Aha falan kişi şu unvanı elde etti, sırtını şu kuruma, şu devlete dayadı” anlayışından vazgeçin. Hain ve ihanetçi kavramları bu kadar kolay sarf edilmemeli.
Seyîd Rıza'nın dediği gibi: Ayıptır, günahtır, yazıktır. Etmeyin.
Yazanların şevkini kırmayın. Kazananları küstürmeyin. Başaranları aşağı çekmeyin. Tam tersine, destekleyin.
Bu dünyanın gerçekliğidir; bir ulus homojen değildir. Olamaz, olmamalıdır da. Ve Kürtler de fabrikasyon üretimi değil ki standart bir rengi, standart bir bedeni olsun.
Kimisi milliyetçi olur,
kimisi de dünyalı.
Olsun. İnsan bunun için neden birbirini ötekileştirsin ki?
Milliyetçilik, başka bir halkın üzerinde tahakküm kurmadığı ve başkalarının hakkına riayet ettiği sürece insanın yaşamını olumsuz etkileyen bir şey değildir. Bilakis senin ulusunu ayakta, dinç tutan şeydir.
Aynı şekilde enternasyonalist olmak da bir tercihtir; dünyalı olmak sınırları tanımıyorsa ve başkalarının hakkına riayet ediyorsa, o da insanın yaşamını güzelleştiren bir şeydir.
Esas mesele de budur zaten: Zulme karşı durmak sadece dışardaki güçle mücadele etmek değildir; insanın kendi içindeki önyargısıyla, kıskançlığıyla, kötülüğüyle de mücadele etmesidir.
Bu sebeple Kürtlerin en çok da kendi içinde onarıcı bir barışa ihtiyacı vardır.
Lütfen artık kendi içimizde de birbirimize saygı duyalım. Yeter olsun. İnandığımız kutsallarımız hürmetine...
Perihan Yoğurtçu