Yaylak ve Kışlak
Uskê Cîmîk
Orta
Anadolu Kürtlerinin İki Kelimelik Hafızası
Sürgün müydüler, konar-göçer miydiler, yoksa
sadece davarlarının peşine takılan göçebeler mi?
Son yıllarda Orta Anadolu Kürtlerinin tarihi
üzerine yapılan çalışmaların en önemli tartışmalarından biri budur. Özellikle
Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Yunak havzasına yerleşen Kürt topluluklarının
geçmişi konuşulurken, sık sık aynı soruyla karşılaşırız: Bunlar zorunlu iskânla
yerleştirilmiş topluluklar mıydı, yoksa yüzlerce kilometre boyunca davarlarının
peşinde dolaşan göçebeler miydi?
Bu soruya cevap bazen uzun arşivlerde değil,
gündelik hayatta kullandığımız birkaç kelimenin içinde saklıdır.
Haymana'dan Kulu'ya, Cihanbeyli'den Yunak'a
kadar Orta Anadolu Kürtlerinin büyük çoğunluğu bugün bile yaz başında:
"Em herin
yoyle…"
Kış yaklaşınca ise:
"Em herin
qışle…"
der.
Bu iki cümle o kadar sıradan söylenir ki, çoğu
zaman üzerinde durulmaz. Oysa aynı insanlar suya av,
ekmeğe nan, köye gund,
eve mal demeye devam ederler. Peki neden söz
konusu yaz ve kış olunca iki Türkçe kelime kullanılmaktadır?
Bu bir asimilasyon mudur?
Yoksa daha eski bir hafızanın izi midir?
Devletin çizdiği mevsimlik coğrafya
Osmanlı Devleti, konar-göçer ve yarı göçer toplulukları
başıboş dolaşan insanlar olarak görmüyordu. Devlet için bunlar; vergi alınacak,
sayılacak, takip edilecek ve gerektiğinde yerleri belirlenecek topluluklardı.
Nitekim hukuk tarihçisi Prof. Dr. Halil Cin'in
çalışmalarında belirtildiği gibi, Osmanlı Arazi Hukuku'nda yaylak ve kışlaklar
sıradan otlaklar değil, çoğu zaman aşiretlere fermanla tahsis edilmiş hukuki
kullanım alanlarıydı.
Başka bir ifadeyle devlet şunu söylüyordu:
"Burası sizin
yaylağınızdır."
"Burası sizin
kışlağınızdır."
Ve bu cümlenin içinde görünmeyen bir emir
vardı:
Buraya çıkacaksınız.
Buraya döneceksiniz.
Bu sınırların dışına çıkmayacaksınız.
1623: Kadim yerlerine geri gönderilmeleri…
Aralık 1623 tarihli bir Osmanlı hükmünde bazı
cemaatlerin kendi yerlerini terk ettikleri belirtiliyor ve şu emir veriliyor:
"Derhal kadim
yerlerine geri gönderilmeleri…"
Bu cümlenin anlamı açıktır:
Devlet, "İstediğiniz yerde
dolaşabilirsiniz" dememektedir.
Tam tersine:
"Kendi yerinize
dönün."
demektedir.
Bu, hareketin sınırlandırıldığını gösteren en
eski örneklerden biridir.
1708: "Tayin edilen yerlerde iskân edilmeleri…"
Mart 1708 tarihli başka bir belgede Milli
Aşireti'nin bazı boyları ile Bazküri ve Hasenanlı taifeleri için şu emir
verilmektedir:
"...bundan
sonra göç etmeyip bulundukları veya tayin edilen yerlerde iskân edilmeleri
emredilmiştir."
Bu cümlenin anlamı da açıktır:
Artık göç etmeyeceksiniz.
Belirlenen yerde yaşayacaksınız.
Bu, yalnızca bir tavsiye değil, bir iskân
politikasıdır.
1713: Rişvan Hassı reayası
1713 tarihli belgede ise daha çarpıcı bilgiler
vardır. Belgede:
"Valide
Sultan haslarından Rişvan Hassı reayası…"
ifadesi geçmektedir.
Buradaki "has", gelirleri Valide
Sultan'a ait olan vergi birimini ifade eder. "Reaya" ise vergi veren
tebaadır.
Yani Rişvanlar yalnızca göçebe bir topluluk
değil, aynı zamanda devletin vergi ve hukuk sistemi içinde tanımlanmış bir
topluluktur.
Aynı belgede şu emirler yer almaktadır:
"Yaylağa
çıkarken birlikte hareket ettirilmeleri…"
"Koyunlarının
yol üzerinde sayılması…"
"Kendilerine
tahsis edilen yerden başka yerde kışlatılmamaları…"
"Uymayan
cemaatlerin boy beylerinin yakalanarak Rakka Kalesi'nde kalebend
olunmaları…"
Bu cümleler tek başına bile çok şey
anlatmaktadır.
Koyunlar sayılıyor.
Yaylak ve kışlak belirleniyor.
Güzergâh çiziliyor.
Kurallara uymayan beyler hapsediliyor.
Kalebend, kaleye kapatılmak ve hapsedilmek
demektir.
Bütün bunlar bize şunu göstermektedir:
Bir topluluğun koyunları sayılıyor, yaylağı ve
kışlağı belirleniyor, gideceği güzergâh çiziliyor ve boy beyleri kurallara
uymazsa kalebend ediliyorsa; o topluluğu sadece "davarının
peşinde dolaşan göçebeler" olarak tanımlamak eksik kalır.
1751: "Her zaman takip ettikleri güzergâh…"
Şubat 1751 tarihli başka bir hükümde ise:
"Rişvan
Aşireti'nin yaylak ve kışlaklarına gidip gelirken her zaman takip ettikleri
güzergâh…"
ifadesi geçmektedir.
Belgenin devamında ise:
"Havas-ı
Hümayuna tabi Ekrad ve Reşi mukataası köyleri…"
adı açıkça zikredilmektedir.
Bu kayıt iki açıdan önemlidir.
Birincisi, XVIII. yüzyılda Osmanlı kayıtlarında
"Reşi" adı açıkça yaşamaktadır.
İkincisi, Rişvanların yalnızca yaylak ve
kışlakları değil, takip edecekleri yol bile belirlenmiştir.
Yani:
Yaylak belli.
Kışlak belli.
Yol bile bellidir.
İki kelimenin anlattığı tarih
Yiğidi öldür, hakkını yeme derler. Orta Anadolu
Kürt tarihi üzerine uzun yıllardır çalışan araştırmacı Şoreş Reşî, sık sık bir
noktaya dikkat çekerdi:
"Bizler yalnızca davarının peşine
takılıp yüzlerce kilometre dolaşan başıboş göçebeler değildik."
Yine Orta Anadolu saha çalışmalarıyla tanınan
yazar Vahit Duran ile yaptığımız sohbetlerde sık sık aynı konuya gelirdik.
Vahit Duran, Orta Anadolu Kürtlerinin kullandığı bazı Türkçe kelimelerin tarihî
izinin peşine düşmek gerektiğini söylerdi.
Belki de "yaylak" ve
"kışlak" tam da böyle iki kelimedir.
Çünkü bazen iki kelime, yüzlerce sayfalık bir
arşivden daha fazla şey anlatır.
Belki de bugün hâlâ:
"Em herin
yoyle…"
ve
"Em herin
qışle…"
dememizin sebebi budur.
Bu iki kelime, yalnızca bir mevsimi değil;
yüzyıllar boyunca tanımlanmış bir yaşam alanını, bir hukuk düzenini ve
unutulmayan bir hafızayı taşımaktadır.
Kaynaklar
•
BOA, A.DVNSMHM.d., 121/15.
•
BOA, A.DVNSMHM.d., 115/2281.
•
BOA, A.DVNS.AHK.CZRK.d., 24/77/2.
•
Zafer Benzer, XVIII. Yüzyılda Anadolu'da Konar Göçer
Aşiretlerin Yaylak-Kışlaklara Göçleri Esnasında Yaşanan Bazı Problemler ve
Alınan Tedbirler.
•
Prof. Dr. Halil Cin, Osmanlı Arazi
Hukuku ve yaylak-kışlak üzerine çalışmaları.
•
Şoreş Reşî'nin Orta Anadolu
Kürtleri üzerine saha çalışmaları ve sözlü tarih değerlendirmeleri.
•
Vahit Duran ile Orta Anadolu
Kürtlerinin dil ve hafıza üzerine yapılan saha sohbetleri.
Uskê Cîmîk