Öteden beri dayatılan bir anlayıştır bu: Siyaset erkek işidir. Sağcı-solcu, dindar-seküler fark etmez; bu algı iliklerimize kadar işlendi.
Dindar Kürt kadınlarının yükü ise katmerli. Türk, Arap ya da Fars dindar kadınlardan farklı olarak sırtlarında bir de kimlik mücadelesi taşıyorlar. Kadın olmanın, Kürt olmanın, dindar olmanın bedelini aynı anda ödüyorlar. Üstüne bir de "din böyle emrediyor" yalanıyla siyasetin dışına itiliyorlar...
Bu bir realitedir: Güç kimdeyse, yaşamın her alanı onun anlayışına göre şekillenir. Çünkü ferman, her zaman gücü elinde tutanın olur. Her coğrafyanın rengi farklıdır; kimi siyah, kimi gri. Fakat değişmeyen tek çizgi vardır: Kadının önüne çekilen sınır çizgisi.
Siyaset alanında aktif olan dindar Kürt kadınının önüne, kendini dindar ad eden eril anlayış taştan bir duvar örüyor. Bu yüzden dindar Kürt kadınları savunmaya geçiyor. Neyi savunuyor? İnen İslam’da kadının kamusal alanda, siyasette, mescitte zaten yeri olduğunu. Bunu ispatlamakla uğraşıyor. Gerçi bu yük sadece Kürt kadınlarının değil. Bütün dindar kadınlar aynı şeyi ispatlamak zorunda bırakılıyor. Oysa Peygamberin kadının mescitte var olması için gösterdiği çaba ortada. Eril akla bunu anlatmaya luzum yok.
Asıl mesele tam da bu : Kadını sürekli asıl olandan uzaklaştırılıyor. İstenen de tam bu değil mi zaten? Kadın kamusal alanda görünmesin, hep pasif savunmada kalsın. Bu onların alanını genişletiyor, İşlerine geliyor.
Kürt kadınının yükü daha ağır, cephesi daha derin. Çünkü siyaset, Kürt kadını için ateşten gömlek.
Bir Türk kadın siyaset yapsa “terörist” olmaz. Ama dindar Kürt kadın kürsüye çıktığı an çifte yafta hazır: Hem “bölücü” hem “imansız”. Siyasetteki Kürt kadınları bunu her gün yaşıyor. Reelde, gizli saklı değil.
Dindar Kürt kadınına İslam’ı savunma görevi dayatılıyor. Sosyal alanı kapatmak isteyenler, bir de “Allah’ın dininde kadının yeri ne kadar ki” diyerek üste çıkıyor. İşte burada kadın, İslam’da sosyal alanda zaten var olduğunun savunmasına itiliyor.
Bize düşen, inandığımız ilkeler doğrultusunda siyasette yer almak, söz söylemek, politika üretmek. Dönüşüm ancak böyle olur.
Şöyle bakın: Dindar erkeklerin kaçı bu platformlarda İslam savunuculuğuna soyunuyor? Çoğu inancını kamufle bile ediyor. Kimse onların imanını sorgulamıyor. Dini temsil yükü omuzlarında değil.
Kadın her alanda bir şeyleri ispatlamak, savunmak zorunda bırakılıyor. Bu bilinçli bir dayatma. Çünkü meşgul edilen kadın, politika üretemez. Karar masasına oturamaz. Özne olamaz.
Oysa “Oku” emri sadece bilgi değil, özne olma çağrısıdır. Dindar Kürt kadınının kamusal alandaki varlığı, inancıyla çelişmez; inancını hayata taşır.
Bu yürüyüş lütufla açılmadı. Her alan bedelle alındı. Bugün görünen her kadın, geçmişin emeğini taşıyor.
Mesele sadece var olmak değil. Varlığı sözle, fikirle, iradeyle inşa etmek. Biçilen rolleri reddedip dönüşümün öznesi olmak. Gerisi laf.
Perihan Yoğurtçu