STK’lar bir toplumun Rönesans’ıdır.
Toplumun gelişimine katkısı olduğu kadar siyasalı yönlendirici bir misyonu da vardır.
Ama tabii kapsayıcı bir şekilde misyon yüklenmişse.
Yaklaşık kırk yıldır Kürt siyasal hareketinin temel ekseni büyük ölçüde kimlik siyaseti üzerinden şekillendi.
Kürt kimliğinin inkâr politikalarına karşı yürütülen mücadele ve siyasal alanda görünür olma çabası, doğal olarak bütün enerjinin bu alana yoğunlaşmasına neden oldu. Çünkü uzun yıllar boyunca varlık mücadelesi veren Kürt halkı için siyaset, sadece bir tercih değil; varlığını koruma ve direnme aracıydı.
Fakat 27 Şubat 2025’te eski kapının kapandığını söyleyebiliriz , ve yeni bir döneme de kapı aralandığını. Açılan bu yeni kapının arkasında ise dağ büyüklüğünde bir eksiklikler silsilesi ortaya çıktı.
Kürtler, yıllardır kilitlendiği varlığını kanıtlama ekseninden başını kaldırıp etrafına baktığında, her alanda STK’ların eksikliğini hisseder oldu. STK’lar, bir toplumda gelişimi tetikleyen en önemli unsurlardır. STK’lar olmadan bir toplumun gelişimi, karınca yürüyüşünü andıran bir yavaşlıkta ilerler.
Sivil kurumlar, zincir misali halkın yaşamını kolaylaştıran taşları dizen mekanizmalardır.
STK’lar, siyasal aktörlere adeta sütun olur.
Halkın şikâyetini alır, politika olarak üretir ve siyasalın önüne rapor eder; böylelikle halka ulaşan tıkanmış yolları açar.
Bir kişi sisteme veya partilere muhalefet ederse, bu kişinin bütün eylemleri şikâyetten öteye geçemez. Ancak STK’lar şunu yapar: Kişilerin şikâyetlerini birleştirir, çoğul hâle getirip raporlaştırır ve siyasetçiye sunar. Bu şekilde halkın yaşamını kolaylaştıran yolları açmış olurlar. İnsanların yaşamına dokunan, ihtiyaçlarını tespit edip çözüm bulmayı ve dayanışmayı büyüten yapılar olmadan toplumsal gelişim eksik kalır.
Bugün Kürt halkının önünde duran en önemli meselelerden biri tam da budur: Güçlü STK’lar, yerel inisiyatifler ve toplumsal dayanışma ağları oluşturabilmek bir aciliyettir.
Çünkü toplumun ihtiyaçlarını belirlemek ve çözüm üretmek yalnızca siyasetin görevi değildir. İnsan haklarını, özgürlükleri ve adaleti savunmak; eğitimden sağlığa, kültürden çevreye kadar farklı alanlarda topluma hizmet etmek, bürokrasi ile halk arasında köprü kurmak ve demokratik katılımı artırmak esas olarak sivil toplumun omuzlarında yükselir.
Ekoloji’den tutun eğitime, istihdama kadar, eğitimde eşitsizlikten ve Kürtçe dil sorunundan doğan her boşluğu doldurmak STK’ların yapabileceği şeylerdir.
Ekoloji: İnsan-doğa ilişkisini düzenleyen dengeyi sağlayan aracılardır.
Suyun kirlenmesini, nefes almamızı sağlayan ağaçların kesilmesini ve doğadaki insan yararına olan unsurların zarar görmesini önlemek için sorumluluk alırlar; halkı bilgilendirir ve çözüm yolları ararlar.
İstihdamda STK’lar olmazsa olmazdır.
STK’lar üzerinden meslek kursları açmak, kadın kooperatifleri kurmak ve işverenle köprü kurmak; iş bulmayı ve beceri kazandırmayı sağlar. Bununla birlikte asıl önemli olan şey, bu ağı sağlayarak yozlaşmanın önüne de taş konmasıdır. Çünkü insanın birbirine dokunması ve dayanışması, yozlaşmanın panzehiridir.
Eğer mahallede, köyde, okulda, sokakta, gençlikte, kadın çalışmalarında ve kültürel üretimde güçlü bir sivil damar kurulmazsa, elde edilen siyasal birikim toplumsal derinliğe dönüşemez.
Özellikle Kürtçe eğitimin Kürtlerin yaşamının her alanında etkin olabilmesi için sivil politikaların daha hızlı ve etkili şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor. Kürt dilini yok etmeye yönelik önüne çekilen engellerin kaldırılmasına ilişkin çabaların da sıkılaştırılması bir aciliyettir.
Kürt halkı bugün kendi insanına bu şekilde ulaşmadıkça, derdiyle hemhâl olmadıkça ve sadece sloganlarla yetindikçe Yaşamsallaştırılamaz.
Çünkü özgürlük yalnızca siyasal bir talep değil; topluma nüfuz etmiş bir bilinç, bir dayanışma ve bir yaşam biçimi olduğunda ancak gerçek anlamını bulur.
Perihan Yoğurtçu