Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

ŞEFFAFLIK LÜTUF DEĞİL, VERİLEN BEDELLERİN BORCUDUR

ŞEFFAFLIK LÜTUF DEĞİL, VERİLEN BEDELLERİN BORCUDUR



Yüksek sesle eleştiriliyoruz. Bu eleştiriler duyuluyor mu? Dikkate alınıyor mu?


Kürt siyasi temsilcilerinin üstlendiği misyon, her dönemin koşullarına göre farklılık göstermiştir. Çünkü her dönemin konjonktürü ve dayandığı gerekçeler aynı değildir. Bu nedenle yüklenilen misyonun biçimi ve içeriğinin de dönemin koşullarına göre farklılık göstermesi kaçınılmazdır.


Dünden bugüne Kürt siyaseti temel olarak üç şeyi hedef aldı: Kürt halkının kimlik inkârına karşı mücadele etmek, demokratik zeminde temsil üretmek ve halkın iradesini bilince çıkarmak.  

Elbette ki bu mücadele gel-gitlerle olmadı, en ağır bedellerle, zorlu süreçlerle ve dirençle oldu.


Fakat bugün bambaşka bir dönemin içerisindeyiz. Koşullar ve konjonktür, değişim yönünde bir seyir izlemekte.  

Görünen o ki Türkiye’de Kürt meselesinin artık kabul edildiği ve yeniden masaya yatırıldığı bir süreç başladı.  

Esasında yalnızca söz düzeyinde değil, fiiliyata da yansıyan bir durum var. Ne var ki bu fiili yönelim daha çok Kürt tarafında görünürken, iktidar cephesi daha çok söylem düzeyinde kalmayı tercih ediyor.


Bu sürecin samimiyeti ve gerçekliği elbette tartışılabilir. Fakat tartışmasız gerçek şu ki Kürt siyasetinin önünde artık çok katmanlı ve çok sorumluluk gerektiren bir dönem durmaktadır.  

Bu, rengi, dili ve kuralları farklı olan yeni bir sınavdır. Asıl mesele de burada başlamaktadır.


Toplumsal beklentiler karşısında Kürt siyasî aktörleri ne kadar şeffaftır? Yürütülen görüşmelerin, yapılan tartışmaların ve alınan kararların ne kadarı halka anlatılmaktadır?  

Kürt halkının hassasiyetleri, kaygıları ve beklentileri bu süreçlerde ne ölçüde dikkate alınmaktadır? Siyasî aktörler, örneğin şu çerçevede bir yaklaşımı açıkça ortaya koyabiliyorlar mı:  

"Her halkın kendine özgü hassasiyetleri vardır. Kürt halkının da yılların biriktirdiği hassasiyetleri, kaygıları ve beklentileri bulunmaktadır. Siyasetin görevi yalnızca müzakere yürütmek değil, bu hassasiyetleri hem kendi halkına hem de muhataplarına doğru şekilde aktarmaktır."


Kendi halkına açık bir şekilde şunu söyleyebilmelidir: "Sizi duyuyoruz, taleplerinizi biliyoruz ve bunları önemsiyoruz."  

Karşı tarafa da şu mesajı verebilmelidir: "Kürtlerin tarihsel hafızası, kırmızı çizgileri ve vazgeçmeyeceği temel hakları vardır. Bu gerçekliğe saygı göstermek zorundasınız."  

Bunu gür bir sesle dile getirebilmelidir.  

Bu noktada DEM Parti, değişen siyasî iklim içerisinde yeni bir dil, yeni bir yöntem ve yeni bir siyasal söylem üretme sorumluluğuyla karşı karşıyadır.


Peki nasıl olmalı bu yeni dil?  

Örneğin; Kürtlerin talepleri hiçbir zaman gizli saklı olmadı. Kürtçenin eğitim dili olması, Kürtler açısından vazgeçilmez bir taleptir. Buna rağmen bu talep bile çoğu zaman cılız bir sesle dile getiriliyor.  

Türk tarafının elbette hassasiyetleri var. Fakat Kürtlerin hassasiyetleri yokmuş gibi bir tavır da görülüyor. Öyle bir algı var ki, sanırsınız Kürtler kendi öz yurdunda Türklerden önce yaşamıyordu.  

Sanırsınız Kürtler, Türk kardeşlerine bu toprakların kapısını açmamış da sonradan bu topraklara yerleşmiş. Bu ayıptır, körlüktür, bilmemezliktir.  

Kürt meselesi Batı'da ters yüz edilirken ve bunun doğru şekilde anlatılması gerekirken, DEM Parti'nin bileşenleriyle yola çıkış sebebi tam da bu algıyı değiştirmek değil miydi?  

DEM ile birlikte yola çıkan bileşenler misyonlarını layıkıyla yerine getirmediler. Tabela partisi oldukları hâlde vekillik pazarlığı yaptılar. Oysa Meclis'e ne için gönderildiklerini çoktan unuttular. Bu da bir gerçektir.


Ayrıca, parti içinde koltuk uğruna riyakarlık yapanlar var. Niyetleri açığa çıkmasın diye insandan tanrı yaratıp kötülüklerine perde yapsalar da gün gibi açık. Ağır bedellerle kazanılan emeğin koltuk uğruna zayi ettirilmesine izin verilmeyecektir. Bu da böyle bilinsin. Koltuk sevdası uğruna emeği heba edenler, sert kayanın varlığını unutmayın: İnsandan tabu yaratıp kendinize güç devşireceğiniz o alanı bulamayacaksınız.


Reelde ve basında yüksek sesle yapılan eleştirilere baktığımızda, DEM’in hâlâ klasik siyaset reflekslerinin baskın olduğunu görüyoruz. Elbette bu değerlendirme DEM Parti içerisinde siyaset yapan herkes için geçerli değildir. Ancak geniş bir kesimin, değişen toplumsal beklentileri yeterince okuyamadığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır.  

Siyasî Kürt aktörleri yapılan eleştirilere gerçekten kulak kabartıyor mu? Ciddi biçimde eleştirildiklerinin farkında mı?  

Demokratik siyaseti içselleştirenler, yürüttükleri siyaseti kendi toplumlarına karşı şeffaf bir biçimde anlatabilmelidir. Halk neye itiraz ettiğini, neden eleştirdiğini ve hangi kaygıları taşıdığını bilmelidir.  

Çünkü halkın eleştirisini okumayan bir siyaset, halkın hassasiyetlerini de yeterince gözetemez. Demokratik siyasetin gücü, tam da bu hassasiyetleri dikkate alabilmesinden gelir. Şeffaflık bir lütuf değil, verilen bedellerin borcudur.


Ve Kürtler artık şunu yapmalıdır: Birincisi, Kürt ulusal birliği küçük çapta da olsa oluşturulmalıdır. Ha bugün ha yarın derken neyi bekliyorsunuz? Kimse sizi tutan olmadığı gibi halkın talebi tam da budur: "Birlik".  

İkincisi, Kürd aydın ve siyasi temsilcilerinin izlenimlerin ardına düşmekten vazgeçip kendi gündemlerini kendileri oluşturmalı, kendi sorunlarını kendileri tartışmalıdır. Tıkanan yolların nasıl açılacağını konuşabilecekleri ortak platformlar kurulmalıdır.  

Şucu, bucu, milliyetçi ya da ideolojik cepheleşmeler bir kenara bırakılmalı; kültürel ve temel haklar etrafında ortak akıl geliştirilerek ortak bir Kürt gündemi oluşturulmalıdır. Birbirimizi yıpratan tartışmaları geride bırakıp enerjimizi çözüm üretmeye ve geleceği birlikte inşa etmeye yöneltmeliyiz.

Perihan Yoğurtçu
Perihan Yoğurtçu

Yazar ve araştırmacı