Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

Haberler

”Tecavüzcü Sürüsü”

Yıldırım Türker, 2003 yılında Radikal gazetesinde ”Tecavüzcü Sürüsü” başlığıyla çok çarpıcı bir yazı yazmıştı. Türker şöyle başlıyordu yazısına: ”Dün, Jandarma \n \n Yıldırım Türker \n \nGenel...

”Tecavüzcü Sürüsü”
Yıldırım Türker, 2003 yılında Radikal gazetesinde ”Tecavüzcü Sürüsü” başlığıyla çok çarpıcı bir yazı yazmıştı. Türker şöyle başlıyordu yazısına: ”Dün, Jandarma \n \n Yıldırım Türker \n \nGenel Komutanlığı, Ş.E.'ye tecavüz ettiği gerekçesiyle 405 (dört yüz beş) personeli hakkında açılan davaya ilişkin sadece birkaç gazetede çıkan haberlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi: "... abartılı olarak yansıtılan iddianın.. basın organlarında yorum ve değerlendirmelere tabi tutulması ve 'Ş.E.'nin onur mücadelesi', 'Tecavüz skandalı büyüyor', 'Ş.E.'nin annesi de tecavüze uğramış'. gibi başlık ve sloganlarla çarpıtılarak sunulmasının bölücü örgüt ve işbirlikçilerinin propaganda amaçlı gayelerinin bir parçası olabileceği değerlendirilmektedir."” \n \n405 personeli hakkındaki davaya bir çırpıda ’iddia’(!) diyen Jandarma Genel Komutanlığı, böyle bir davanın açılmasından ziyade dava ile ilgili haberlerin basında yer almasından ve ”bölücü örgüt ve işbirlikçilerinin propaganda amaçlı gayelerinin bir parçası olabileceği” ihtimalinden rahatsız oluyor. \n \nBunun bir iddia olup olmadığını anlamak için ilk olarak militer rejimler, askeri darbeler ve onların doğal yönetim biçimleri, ‘sıkıyönetim’ ve ‘olağanüstü hal’in mantık ve hedefini anlamak gerekir. \n \nAskeri rejimler, toplumu; ’iç düşman’, ’dış düşman’, ’milletin bekası’, ‘düzen ve disiplin’ gibi kavramlarla örülü bir korku ve tehdit söylemi üzerinden yönetir. Bu söylem, yalnızca bir propaganda dili değil, aynı zamanda darbenin kendisini ve kullandığı baskının meşrulaştırma araçlarındandır. ’Iç düşman’ ve ’dış düşman’ın bertaraf edilmesi, ’milletin bekası’nın güvenceye alınması, ’düzen ve disiplin’in sağlanması askeri rejimin ilk hedefidir ve ”bu hedefe varmak için her şey mübahtır.” Zaten yurttaşını özne değil, itaat etmesi gereken bir nesne olarak gören bir anlayışa sahip rejim, elindeki nesneyi her tür fiziki ve ideolojik şiddetin hedefi haline getirir. Kadında işin içine cinsiyetçi boyut eklenirken, kadın bedeni, nesneleştirmenin, her tür fiziki ve ideolojik şiddetin en çıplak ve en ağır biçimine maruz bırakılır. Tecavüz de bu saldırının en yaygın biçimlerinden biridir. Her askeri rejim döneminde hiç istisnasız en fazla duyulan kavramdır. \n \nIddianın gerçekliğini şimdi de ülkedeki askeri söylem üzerinden izleyelim. Bunun için Türker’in yazısının yayınlandığı 2003’ten tam 20 yıl öncesine gidelim. 1983 \n \n                                                                                                                                                                                                  \n \nyılına.  12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 1983 yılında kurulan üç partiden biri, Milliyetçi Demokrasi Partisi’ydi (MDP). Başkanı da emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ti. \n \nMilliyetçi Demokrasi Partisi genel başkanı ve ülkenin olası üç başbakan adayından biri, Turgut Sunalp, bir parti genel başkanı olarak seçim çalışmaları yürüttüğü ve çokça TV ve gazetelerde arzı endam eylediği bir dönemde, cop ile bir kıza tecavüz edildiği iddiaları üzerine, ”affedersiniz ama elimizde taş gibi delikanlılar var. 20 yaşında, 21 yaşında çocuklar dururken, bu yolla işkence yapılacaksa copa, şişeye ihtiyacımız var mı” demişti. (Can Bursalı, 12 Eylül Darbesi çırılçıplak bir işkence gerçeğidir, yayımlanma tarihi 19-  06-2012, erişim tarihi 2025- 12 - 25, https://www.birgun.net/haber/12-eylul-darbesi-cirilciplak-bir-iskence-gercegidir-61838) \n \nSunalp’in sözleri ’yanlış anlaşıldım’ denilemiyecek kadar açık ve net ifadeler. \n \n Hulusi Turgut \n \nYine Sunalp'in sözleri, bir gaf, veya ’acemi’ bir siyasetçinin ağzından kaçırdığı sözler veya bir dil sürçmesi olarak nitelenebilir mi? Ya da bir anlık öfkenin ürünüdürler denilebilir mi? \n \nBunu anlamak için Sunalp'in geçmişine bakalım. Sunalp 1945 yılında Harp Akademisinden mezun oluyor. Sonrasında sırasıyla yaptığı görevlerin bazıları aşağıda sıralanıyor: \n \n \t 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ilk Türk alay komutanlığı, \n \t 1962 yılında Genelkurmay Harekât Daire Başkanlığı, \n \t Erzurum 29. Tümen Komutanlığı, \n \t İstanbul'da Kara Harp Akademisi komutanlığı, \n \t Brüksel NATO Türk Askeri Heyeti Başkanlığı, \n \t Genelkurmay ikinci başkanlığı, \n \t Kanada'da Ottawa büyükelçiliği (emekli olduktan sonra, 1980-1982 yılları arasında). \n \nGeçmişi, Sunalp’in bir devlet adamından öte devletin ta kendisi olduğunu gösteriyor. Türk derin devletinin okul ve uygulama alanı Kıbrıs’ta, emperyalistlerin güvenlik örgütü NATO’da çalışmış, Türk Genelkurmayının ikinci başkanlığını yapmış birinin ağzından çıkan hiçbir kelime kendisinin kişisel sözü ya da fikri olarak değerlendirilemez. \n \nTurgut Sunalp, yalnızca asker kökenli biri değildir; devlet aklını içselleştirmiş, güvenlikçi ve otoriter çizgiyi kariyerinin her aşamasında benimsemiş, kendisine sorulan soruya verdiği cevapla yukarıda bahsettiğimiz askeri rejimin mantığını ve Jandarma Genel Komutanlığının ’iddia’sının gerçeklik ihtimalinin ne denli yüksek olduğunu dile getiriyor. \n \nTurgut Sunalp Siyasete ’tesadüfen’ girmiş biri değil; askeri rejimin sivil uzantısı olarak sahaya sürülmüş bir aktördür. \n \nŞimdi burada bir soru da şu olmalı: bu ’devlet adamı’ ya da ’devletadam’, tecavüz ile ilgili bir soru sorulduğunda aklına gelen ilk cevap, onun tecavüz ile ilgili ’fantazilerini(!)’ sıraladığı bir cevap olur? Elbette bu tam bir uzmanlık sorusu. Ama, \n \n’General Sunalp’in verdiği cevap, onun hücrelerine kadar içselleştirdiği, kadın bedenini nesneleştiren, her tür fiziki ve ideolojik şiddetin en çıplak ve en ağır biçimine maruz bırakmayı mübah ve meşru gören askeri mantığı, kapalı askerî alanın dilinin siyasette de geçerli olacağını sanarak, büyük bir rahatlıkla dile getirmiştir.’ \n \ngibi bir sanımızı dile getirmek için uzman olmaya gerek yok herhalde. \n \nSunalp hakkında aynı yazıda aktarılan şu bilgi de sanılarımızı destekler nitelikte: ”...Eski sıkıyönetim komutan vekili Turgut Sunalp ‘sorgu’ olarak nitelendirdiği işkence anlarında, bazen kendisinin de işkencehanede olduğunu, sorguya alınan kişinin gözleri bantlı olduğu için kendisini göremediğini, konuşmadan, nefes dahi almadan anlatılanları dinlediğini anlatıyor.” (Can Bursali, agy) Yani General Sunalp aynı zamanda işkenceyi izleyen ve bunu anlatmakta hiçbir sakınca görmeyen bir devlet adamı. \n \nŞimdi Sunalp’i başbakan adayı olarak seçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin şekillendirdiği ve halen o darbenin anayasasıyla yönetilen Türkiye’de, her an, herhangi bir yer ve zamanda bir “Tecavüzcü Sürüsü”nün ortaya çıkması normal değil mi? \n \nYıldırım Türker’in sözünü ettiği “Tecavüzcü Sürüsü”, bu kez bir Bursaspor maçında kendini gösterdi. Tribünlerden, Kürt Kadın Hareketinin sembol isimlerinden Leyla Zana’ya yönelik olarak son derece ağır, aşağılayıcı ve küfürlü sloganlar atıldı. Sonraki hafta başka maç ve kentlerde de yeni Tecavüzcü Sürüleri kendilerini gösterdi. \n \nBursaspor ile başlayan olay, ülkenin kadına ve tecavüz olayına bakışta nasıl bir ‘potansiyal’e sahip olduğu ortaya saçıldı. \n \n Ümit Özdağ \n \nOrtaya saçılan ilk zat Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Bursasporun sponsoru olan Uludağ gazoz firmasına destek verdi. Gazoz içtiği videoyu hesabında paylaşan Özdağ, "Ben efsane Uludağ içiyorum" dedi ve sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla küfreden taraflara destek verdi. Tabi ‘gazoz’ ve ‘tecavüz’ kelimeleri beraber anılınca ister istemez Türk sinemasının ünlü gazozlu tecavüzcü tipi Nuri Alço’yu getirdi aklımıza. ‘Siyasi’ düzeyi, ‘insani’ düzeyi ve de ‘kadına bakışı’, sinemadaki gazozlu tecavüzcü tipinin ‘kadına bakış’ düzeyini aşmayan bir parti lideri ortaya saçıldı. \n \nOrtaya saçılan ikinci zat İYİ Parti Gaziantep Milletvekili, hem de insan hakları komisyonu üyesi Mehmet Mustafa Gürban oldu. Yaşananların ardından Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Bursapor’a 16 bin lirası Zana’ya yönelik tezahüratlar için, 326 bin lirası diğer hususlar için, toplam 342 bin TL’lik ceza kesti. İYİ Parti Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban, Bursaspor’a verilen cezanın tamamını Bursaspora bağış olarak ödedi. Dekontu da sosyal medya hesabından, ‘anlayan anladı’ notu ile paylaştı. Tepkilerin ardından kendisiyle ilgili paylaşım yapan bir kişiye verdiği yanıtta Gürban şöyle yazdı: “… Korumam Kürt. En yakın arkadaşım Kürt. Eniştem Kürt, ortağım Kürt. Ticaret yaptığım insanlar Kürt. İş verdiğim insanlar Kürt. Hepsini çok seviyorum ama terörü sevmiyorum.” Yani beyefendi lütfedip Kürtten kendisine arkadaş bile yapıyor. \n \nOrtaya saçılan üçüncü zat yıldız gazeteci Fatih Portakal oldu. Fatih Portakal X sayfasında Zana’ya yapılan tezahüratlar konusunda anket yapmayı akıl(!) edebildi. Portakal’ın izleyicilerinin %54’ü Zana’ya yapılan tezahüratları destekliyor. Biz de Portakal’a bir akıl verelim: Bu %54’lük “Tecavüzcü Sürüsü”ne bir çoban lazım, Portakal da onlara çoban olsun. \n \nSaçılanların tümünü sıralamak bu yazının sınırlarını aşar. \n \nAma bu ülkede tecavüze yönelik erkek tepkisi çok zayıf halen. Tecavüz ve cinsiyetci saldırıların mağduru kadınların işi olmamalı sadece. Bu iğrençliğe tavır almak insanım diyen herkesin görevi olmalı. \n \nMaalesef aydın tavrı da yeterli değil. Dahası bu ülke, çok yönlü bir aydın ve Siverekli Kürt yazar Yılmaz Karakoyunlu’nun, “Salkım Hanımın Taneleri” adlı romanından sinemaya uyarlanan filmdeki bir Türk askerinin bir Ermeni kadına tecavüzü sahnesine gelen , “Türk askeri tecavüz etmez” tepkilerine karşı“o asker Türk değil, Kürttü” dediği bir ülke. \n \nAllah’tan Kürt hareketinin “Jin jiyan azadî” düsturuyla yarattığı, patriyarkayı temelinden sarsmış, Kürdistan’ın sınırlarını aşıp bütün dünyaya yayılmış bir kadın hareketi var. \n \nGerçek anlamda toplumu erkek egemen her kurumdan, bu arada militarizmden de kurtaracak hareket, kadının da bu düsturla içinde yer alacağı hareket olacaktır. Ama daha gidilecek çok yol var. \n \nYazıyı Türker’in tecavüzcülerin kendilerini gizleme konusundaki bir saptamasıyla bitirelim: “Pekiyi neden her erkeğin anasına, bacısına, karısına küfredildiğinde bir cinayet makinesine döndüğünü, hele içkiliyse sel salya sümük bağrını yumruklayıp ölüme koşar gibi yaptığını hâlâ anlayamadınız mı? Bu namus müsameresinde kadınına toz kondurmayan horoz kılığına bürünmek saklanmanın en mubah yolu da ondan”